Hafta Hafta Gebelik ( 21-30 Hafta )
21. GEBELİK HAFTASI
Bebek haraketleriniz bir iki hafta önce başladı ve bu haftadan itibaren bebeğinizin oynama sıklığı ve hareketlerin hissedilebilirliği artacak. Bu süreçte siz zaman zaman bebeğinizin "daha az oynadığını" hissederek endişeye kapılabilirsiniz. Bilmeniz gereken, bu haftalarda bebek hareketlerinin tutarsız olduğudur. Hareketler bebeğiniz büyüdükçe ve beyin dokusu geliştikçe daha anlamlı ve daha istikrarlı olacaktır. İleri gebelik haftalarında bebeğinizin seslere, yediklerinize ve hatta sizin konuşmanıza tepki verdiğini görecek ve bu duyguyu çok seveceksiniz.
         

Bazı anne adaylarında bu haftalarda veya daha ileriki haftalarda burun kanamaları olabilir. Bu kanamalar genellikle şiddetli değildir ve kendiliğinden dururlar. Kanamaların nedeni damar sisteminizdeki değişimler nedeniyle (kan miktarının artması) dış ortama açık olan burun içi kılcal damarların daha kolay çatlayabilir duruma gelmiş olmasıdır. Yaklaşık %20 anne adayı gebelikte bu durumu yaşar.

Tüm burun kanamalarının nedeni elbette bu şekilde açıklanamadığından durumu her zaman olduğu gibi doktorunuza iletmelisiniz.

Diş eti kanamaları da bu haftalarda sıktır ve gebelik döneminde diş etinde ortaya çıkan değişikliklere bağlıdır.

Bu haftalardan itibaren yaşayabileceğiniz diğer bir durum da "kasık ağrısıdır". İki taraflı kasık ağrısı olarak hissettiğiniz bu ağrı aslında "apışarası" adı verilen bölgede yani bacağınızın iç yüzünün kemik çatınızla birleştiği yerde duyduğunuz bir gerginliktir. Bu gerginlik bölgedeki kaslarla kemikleri birbirine bağlayan ligaman adını verdiğimiz bağ dokusu elemanlarının gerilmesinden başka birşey değildir ve normaldışı bir duruma işaret etmez.

Bebekler neden hareket ederler?

Bebeklerin rahim içinde (siz tersini düşünseniz de) keyifleri oldukça yerindedir ve "o ufacık yerde" sıkışmış değillerdir. Aksine, istedikleri her şeye (gıda maddeleri, oksijen, ısı, korunma duygusu) sahip olduklarından mutludurlar. Dünyanın en güvenli yeri muhtemelen burasıdır. Ancak bebeğinizin de bazı görevleri vardır: Bebeğiniz kendini "öteki dünyaya" yani bizim dünyamıza hazırlamak durumundadır. Bebeğiniz doğduğunda vücudundaki tüm kasları (kol ve bacak kasları, solunum kasları) mükemmel bir şekilde çalışır durumda olmalıdır. Kaslar çalışmadıklarında kitlesel olarak azalma yani "erime" eğilimindedir. Bu nedenle bebeğiniz içeride düzenli olarak egzersiz yapar. İşte bu egzersizler sizin tarafınızdan "oynama" şeklinde hissedilir. Oldukça enerji gerektiren bu egzersizler siz çikolata gibi kalorili gıdalar aldığınızda genellikle hızlanır.

İnsan bir pozisyonda sürekli olarak yattığında rahatsız olur ve pozisyonunu değiştirir. Bu, bebeğiniz için de geçerlidir ve siz bunu bebeğinizin daha büyük olan beden hareketleri şeklinde hissedersiniz. Bebeğiniz bu daha büyük hareketleri gün içinde sık bir şekilde yapar.

Bebeğiniz amniyos sıvısını düzenli olarak yutar ve sıvının devri daimi bu yutulan sıvının kana, buradan da böbreklere geçmesi ve idrar olarak boşaltılması şeklinde sağlanır. Bebeğiniz yutmayı yeni öğrendiğinden çok sık olarak hıçkırık nöbetlerine tutulur. Bu hıçkırıkları da çoğu durumda net bir şekilde hissedebilirsiniz.
         

Rahim güçlü bir kas yapısına sahiptir ve ileri haftalarda doğum eylemindeki kasılmalar için antrenman yapmaya başlar. Antrenmanlar ilk başta rahimin sadece belli bölgelerde kasılması şeklindedir. Bu bölgesel kasılmalar bebeğiniz tarafından algılandığında onu daha farklı bir pozisyon alarak o bölgedeki daralan yerden kurtulma arayışına iter ve bebeğiniz "üstüne doğru gelen duvardan" kaçma çabasına girer ve bedeni bu amaca yönelik hareket eder. Gebeliğin son haftalarında bebeğiniz henüz baş yukarı duruyorsa 180 derece dönerek baş aşağı pozisyona geçer ve doğum pozisyonunu alır.

Daha ileri gebelik haftalarında zaman zaman bebeğinizin içeride size cevap vermek için çabaladığını da görebilirsiniz.

Bebeğiniz göbek kordonunu en iyi şekilde korunduğu bölgede tutmak zorundadır. Bu bölge bacaklar arasıdır ve bebeğiniz kordon herhangi bir nedenle başka bir konuma geçtiğinde onu ideal yerine getirmek için çaba gösterir.

Her anne adayı ve özellikle de ilk gebeliğini yaşayan anne adayları bebek hareketlerinin yukarıda anlatıldığı gibi net bir ayrımını yapamaz ve her bebeğin oynama alışkanlıkları farklıdır. Eğer yeterince çaba gösterirseniz bebeğinizin yukarıda sayılan hareketlerinin ayrımını önümüzdeki haftalarda güzel bir şekilde yapar duruma gelebilirsiniz.

BU HAFTA BEBEĞİNİZDE OLUŞAN DEĞİŞİKLİKLER
          Bebeğinizin kalp kası bu haftadan itibaren giderek güçlenmeye ve daha güçlü bir şekilde kan pompalamaya başlar. Bebeğinizin bulunduğu ortam bizlere göre nispeten daha düşük oksijene sahip olduğundan kan daha hızlı dolanmak ve kalp kası daha fazla çalışmak durumundadır. Bu nedenle rahim içinde bebeğinizin dakika kalp atım sayısı 120-160 arasında değişir.

Bu gebelik haftasında ya da daha önce yapılan bir ultrasonda doktorunuz size "bebeğin eşi biraz aşağıda..." gibi bir şey söylemiş olabilir. Burada kastedilen "eş", bebeği besleyen plasenta adlı yapıdır. Bu yapı, gebelik ilerledikçe yer değiştirmeye devam eder ve genellikle 24. haftaya kadar rahim içindeki gerçek yerine ulaşır. "Eş aşağıda" demek, plasenta doğum kanalı girişine yakın, ya da bu kanalı kapatıyor demektir. Yanda miyadında bir bebekte plasentanın bulunduğu pozisyonu bebeğin sırtının hemen arkasında, kordon çıkışıyla birlikte görüyorsunuz.

İlk gebeliğini yaşayan anne adaylarında ender görülen ve "placenta previa" ("önde gelen plasenta") adı verilen durum kendini beklenmedik zamanlarda oluşan kanamalarla gösterir.

İlk gebeliğinizse ve "eşiniz aşağıdaysa" biraz daha sabredin, birkaç hafta içinde bu durumun ortadan kalkma ihtimali yüksektir. Yine de bir kanama şikayetiniz olduğunda doktorunuza başvurmayı ihmal etmeyin.

Bu haftanın sonunda bebeğinizin boyu 28 cm. ve ağırlığı yaklaşık 400 gram!


Endişeli, bardağın boş yarısını gören bir anne veya baba adayı mısınız?

Eğer öyleyseniz şu anda bebeğinizin sağlıklı doğması konusunda çok aşırı endişeli olduğunuz için gebeliğinizin keyfini hakkınca çıkaramıyorsunuz demektir. Bebeğiniz şu anda "doğmadı" ama aramızda. Sadece farklı bir konumda. O yaşıyor ve sizin aslında çoktan bir bebeğiniz oldu bile. Onu öpemiyor olmak, ona dokunamıyor, onu görmüyor olmak sadece biz insanların 5 duyusunun yetersizliğinden kaynaklanıyor. Halbuki onu hissedebilirsiniz. Bunun için yapmanız gereken, "5 duyumdan biriyle algılamadığım birşey gerçek değildir" ön yargısından kurtulmak. Hepimizin 5 duyumuzla ulaşamadığımız ancak var olduğuna inandığımız değerlerimiz var. Sizin bebeğiniz de bunlardan biri. Çok yakında 5 duyunuzla da onu hissedeceksiniz. Bebeğinizin "doğum tarihi", yani hesaplayıcıya göre 40 haftayı doldurduğu tarih sadece basit bir geçişten ibaret. Bebeğinizin manevi varlığını hissedin ve ileride çok zevk alarak anacağınız bu gebelik döneminin tadını çıkarın.

Bazı anneler doğum yaptıktan sonra bebekleriyle bizlere geldiklerinde, bebekleri yanlarında olmalarına rağmen, "onun karnımdaki kıpırtılarını özlüyorum" derler. Bu, biz insanların sıklıkla yaptığı hatalardan biri: Bulunduğumuz anı yaşamak yerine geçmişe ya da geleceğe odaklanıyor ve bunu anılarda yaşayarak telaffi etmeye çalışıyoruz...

22. GEBELİK HAFTASI
BU HAFTA SİZDE OLUŞAN DEĞİŞİKLİKLER
Rahiminizi artık göbeğinizin iki parmak üstünde rahatlıkla hissedebilirsiniz.

Gebelikte vücudunuzun ağırlık merkezi sürekli olarak değişir ve bu yüzden bel kemikleri de buna uyum sağlamak için biraz zorlanırlar. Kamburunuzu çıkarmadan karnınızı rahatça taşıyabileceğiniz en iyi duruş pozisyonunu belirlemelisiniz. Çatınızı oluşturan kemikler bu haftadan itibaren artık doğuma hazırlık çalışmalarına hız vermektedirler. Bu hazırlık çalışmaları eğer belinize "iyi davranmazsanız" size ağrı olarak geri dönebilir.

Bel ağrısı çekiyorsanız daha önce 11. haftada bahsedilen önlemlere ek olarak almanız gereken önlemler şunlardır:

    Alçak topuklu ayakkabılar tercih edin. Yüksek topuklu ayakkabılar gibi hiç topuğu olmayan düz ayakkabılar da belinizin zorlanmasına neden olabilir.
    Günlük yürüyüşler yapmayı ihmal etmeyin.
    Oturduğunuzda dizlerinizin kalça seviyenizden yüksek olması için bir tabure kullanın.

 
Renkli Doppler İncelemesi
         

Bebeğinizi besleyen yapı olan plasenta sizin rahiminizden sağlı sollu giden iki adet atardamarla beslenir.

Uterin arter (rahim atardamarı) adı verilen bu yapılar siz henüz gebe olmadığınız dönemde rahiminize tüm vücudun kanının oldukça az bir kısmını taşır, bu az miktarda kan rahimin gebelik öncesi dönemdeki işlevlerini sürdürmesi için yeterlidir.

Rahim, gebelik olmadığı dönemlerde atıl bir organdır ve kan akımı azdır. Gebelik başladıktan sonra bu damarlara giden kan akımı belirgin olarak artar.

Vücudumuzdaki tüm atardamarlar kan götürdükleri bölgenin ihtiyacına göre içlerindeki akım miktarını otomatik olarak değiştirebilme özelliğine sahiptirler. Gebelik başlamadan önce rahime oldukça az kan götüren bu rahim atardamarları gebeliğin başlamasıyla birlikte aldıkları sinyal sonucunda rahime götürdükleri kan miktarını artırırlar. Bebeğinizi besleyen plasenta büyüdükçe rahim atardamarlarının taşıdığı kan miktarı sürekli artar. Bu artış, bu damarların iç çeperlerinde meydana gelen değişimlerle sağlanır. Bu değişimler damar içi direncin sürekli düşmesine ve bu damarlardan rahime ve plasentaya daha çok kan pompalanmasıyla sonuçlanır. Yani rahim damarlarınız gebelik boyunca direnci yüksek ("az kan taşıyan") durumdan direnci düşük ("çok kan taşıyan") konuma geçer. Bu geçiş süreci yaklaşık 24. haftaya kadar devam eder.

Renkli Doppler teknolojisi damar içindeki bu değişiklikleri rakamsal, görsel ve işitsel olarak inceleyebilmemizi sağlayan mükemmel bir teknolojidir. Gelişmiş ultrasonografi cihazlarına entegre edilmiş bu sistemle 20-24. gebelik haftaları arasında bu değişiklikler gösterilebilir. Bazı doktorlar bu incelemenin yalnızca yüksek riskli gebeliklerde uygulanması gerektiğini düşünürlerken diğer bazıları her anne adayında yapılması gerektiğini savunur. Hangi görüşün daha doğru olduğu netlik kazanmadığından bu konuda doktorunuzun önerilerine mutlaka uyun.

Renkli Doppler incelemesinde rahim damarlarınızın "olgunlaştığı" yani direnci düşük damarlar haline geldiği saptandığında bu, sizin gebeliğin ilerleyen haftalarında preeklampsi (gebeliğe özgü, tansiyon yükselmesi ve idrarda protein kaybı ile seyreden tıbbi durum) ve rahim içi gelişme geriliği ortaya çıkma olasılığınızı azaltır.

Bu incelemede sorunlu bulgular saptandığında (direncin yüksek olduğunu gösteren bulgular) ise durum biraz daha karmaşık olabilir: Sorun tek atardamarda saptandığında genellikle preeklampsi ve rahim içi gelişme geriliği riski çok hafifçe yükselirken, sorunun her iki atardamarda saptanması durumunda gebelik, yukarıda adı geçen bu iki sorunun ortaya çıkabilirliği açısından daha dikkatli takip edilir.

Renkli Doppler incelemesi ülkemizde çok yaygın kullanılan bir inceleme değildir ve mutlaka bu konuda iyi eğitim görmüş uzman doktorlar tarafından uygulanmalıdır.

BU HAFTA BEBEĞİNİZDE OLUŞAN DEĞİŞİKLİKLER

Bebeğiniz yaklaşık 500 gram oldu ve sanki gerçek bir insanın ufak bir modeli.:-)).

Artık gözkapakları da var ancak bunları çok daha ileri haftalarda kullanacak.
          Kaş tüyleri ortaya çıkmış olsa da henüz oldukça incedir: Bebeğinizin doğduğunda kaşlarının belli belirsiz olduğunu farkedebilirsiniz. Çoğu bebek böyledir. Kaşlar genellikle doğum sonrası yaşamın 6. ayından itibaren belirginleşmeye başlar. Ultrasonografide doktorunuz size bebeğinizin göz merceklerini çoğu durumda gösterebilir

Bebeğiniz erkekse testisleri ilk gelişim yerleri olan karın içi bölgeden skrotuma inmeye başladı (skrotum testisleri barındıran torbamsı dış genital organdır). Bu süreç 32. haftanın sonuna doğru tamamlanmış olacak.

Bu haftanın sonunda bebeğinizin boyu 29 cm. ve ağırlığı yaklaşık 470 gram!


BESLENME ÖNERİSİ

Her coğrafi bölgenin kendine özgü bir iklimi ve buna uygun yetişen bir bitki örtüsü ve sebze ve meyveleri vardır. Yine aynı coğrafi bölge içinde bitki örtüsü ve yetişen sebze ve meyveler mevsimlere göre de farklılık gösterir. Bu farklılıklar o coğrafi bölgede yaşayan canlı türlerininin özelliklerini de etkiler.
         

Dünya üzerinde farklı konumlarda yaşayan insanlara doğanın sunduğu bitkisel ve hayvansal ürünler bu nedenle birbirinden oldukça farklıdır. Bunun bir anlamı var mı? Elbette var: Doğa dünyanın farklı bölgelerinin ihtiyacına ve yine mevsimsel farklılıklarına göre biz insanlara farklı, bölgenin ihtiyaçlarını karşılayan ürünler sunuyor. Sıcak iklimi olan ülkemizde yazın daha çok sıvı içeriği bol meyveler yerken, kışın ihtiyacımız olan C vitaminini daha fazla içeren gıdalarla karşılaşıyoruz. Ülkemizde çok sıcak yerlerde yaşayanlar bilirler: Burada acı baharatlar çok tüketilir ve buralarda gerçekten de insanın canı daha çok acılı şeyler çeker. Acılı gıdalar aldıkça insan serinlemektedir!

Dahası bu tür bir beslenme, bu bölgelerde sık görülen bağırsak enfeksiyonlarını önlemede de etkili olabilmektedir.

Hindistan'da insanların %50'si inançları ve alışkanlıkları nedeniyle çok az et tüketmektedir. Bunun yanında bu bölgede protein içeriği zengin bitkisel ürünler bolca mevcuttur.

Yukarıdakilerden çıkarılacak sonuç, her coğrafyanın beslenmesinin o bölge insanı için en sağlıklı olacağı şeklinde olabilir. Bu çıkarım tam olarak ispatlanmış olmasa da bulgular bu yöndedir.

Acaba başka bir coğrafi bölgeye ait beslenme tarzını kendi yaşadığımız koşullara adapte etmek ne kadar doğru? Japonların yoğurttan "iğrendiklerini" biliyormusunuz? Bizim onların "sushi"sini kendi alışıkanlıklarımız doğrultusunda değiştirerek hazırlamadan yiyebilmemiz pek mümkün görünmüyor.

Özellikle gebelik döneminde ülkemizin bizlere sunduğu zenginlikleri (bol ve taze sebze, meyve, süt ve süt ürünleri, omega-3 kaynağı olan balık, kalsiyum metabolizması açısından vazgeçilmez olan süt, süt ürünleri ve güneş ışığını) bolca tüketelim. Bebeklerimize olan sorumluluklarımızın bir kısmını iyi beslenerek ve doğduktan sonra onları iyi besleyerek yerine getirebiliriz.

23. GEBELİK HAFTASI
BU HAFTA SİZDE OLUŞAN DEĞİŞİKLİKLER
Bu ve ilerleyen haftalarda bebeğinizin alanı bol olduğundan tekmeleme, yumruklama, omuz atma gibi değişik hareketleri birbirinden ayırt edebilir duruma geleceksiniz. Hatta karnınızdan da hareketleri takip edebilirsiniz.

Her bebek kendine özgü bir hareket etme alışkanlığı geliştirir. Bazı bebekler yaradılışları gereği daha az hareket ederlerken bazıları daha aktiftir.

Gebelik döneminde hiç bir nedene bağlanamayan karın ağrılarına sık rastlanır. Bu ağrılar çoğu durumda kısa süreli ve bıçak saplanır tarzda hissedilirler ve beraberinde başka normaldışı bir belirti yoktur. Bu ağrıların daha önceki haftalardan birinde anlatıldığı gibi rahimi yerinde tutan bağların gerilmesinden kaynaklandığı düşünülmektedir. Rahim hızla büyümekte, bağlar ise daha yavaş büyüdüklerinden rahim tarafından gergin hale getirilmektedirler.

Her şikayetinizi danıştığınız gibi bu şikayetinizi de doktorunuza danışmanız önemlidir. Diğer ağrı nedenleri gözden geçirilecek ve sorun saptanmadığında ağrı bu şekilde açıklanacaktır.

 
Ultrasonografi Çeşitleri

Ne kadar çok "farklı" ultrasonografi türü olduğunu görerek şaşırıyor olabilirsiniz. Bu nedenle size bu hafta ultrasonografi terminolojisi hakkında bilgi vermeyi uygun gördük:
         

Renkli Doppler ultrasonografi: anne adayından bebeğe sağlı sollu giden iki rahim atardamarının ve bazı durumlarda göbek kordonu damarlarının akımlarını değerlendirmek için yapılan ultrasonografidir.

Burada renkler mavi ve kırmızı şeklinde toplardamar ve atardamarlarda görülür.

Her anne adayına rutin olarak uygulanabileceği gibi, çoğu durumda yalnızca riskli gebeliklerde uygulanır. Bu incelemenin yapılabilmesi için cihazın renkli Doppler özelliğinin olması gerekir.

Detaylı (ayrıntılı) birinci düzey ultrasonografi: bebeğin gelişiminin tüm haftalar arasında en net gözlenebildiği 19.-23. haftalar arasında uygulanan ultrasonografidir. Bebek ve bebeğe ait yapılar bu haftalar arasında detaylı bir şekilde incelenebilirler.

İkinci düzey ultrasonografi: Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı ünvanını aldıktan sonra özel bir eğitimden geçerek "perinatoloji" üst ihtisası yapmış ve sadece gebelik ve doğmamış bebeğe ait sorunlara odaklanarak çalışan doktor tarafından ileri teknoloji cihazlarla uygulanan ultrasonografidir. Bu inceleme her anne adayına uygulanabileceği gibi çoğu durumda daha önceden doğumsal kusurlu doğum yapmış veya bu açıdan risk altında bulunan veya birinci düzey ultrasonografide muhtemel bir sorun saptanan durumlarda kesin tanıyı koymak amacıyla uygulanır. Gerekli durumlarda aynı uzman amniyosentez veya diğer başka yöntemlerle bebeğin kromozom haritasını incelemek üzere sıvı veya kan örneği alır.

Fetal eko(kardiyografi): Perinatolog ve bazı durumlarda pediyatrik kardiyolog (çocuk kalp hastalıkları uzmanı) tarafından eko özelliği bulunan ultrason cihazı yardımıyla doğmamış bebeğin kalbinin ayrıntılı olarak incelenmesidir. Bu inceleme de çoğu durumda daha önceden kalbinde doğumsal sorun bulunan bebek doğurmuş veya bu açıdan risk altında bulunan veya birinci düzey ultrasonografide muhtemel bir kalp sorunu saptanan durumlarda kesin tanıyı koymak amacıyla uygulanır.

Üç boyutlu ve dört boyutlu ultrasonografi: Son teknoloji cihazlarla yapılan ve henüz yaygın olmayan bir ultrasonografi türüdür. Bebeğin ekranda görüntüleri üç boyutlu sabit resimler veya dört boyutlu (eş zamanlı üç boyutlu, burada dördüncü boyuttan kastedilen zamandır) hareketli görüntüler şeklinde ortaya çıkar.

Yukarıda birbirinden sanki çok farklıymış gibi görünen ultrasonografi türleri (renkli Doppler hariç) aslında hep aynı prensiple, yani ses ötesi (bizim kulağımızın duyamadığı) ses dalgaları kullanılarak gerçekleştirilir. Aradaki fark, kullanılan cihazın niteliği ve uygulayan kişinin bu konudaki ehliyetidir. Çoğu anne adayı gebeliğini sadece kendi doktorunun yaptığı ultrasonografilerle tamamlar. Bazı doktorlar ise anne adaylarını rutin olarak "ikinci bir göz değerlendirmesi" için bir kereye mahsus başka bir doktora gönderirler.

BU HAFTA BEBEĞİNİZDE OLUŞAN DEĞİŞİKLİKLER
Bebeğinizin vücudunda oransal ilişkiler giderek normale dönüyor, ancak baş hala vücuda göre nispeten biraz daha büyük.

Bebeğinizin orta kulak kemikleri de gelecek haftanın sonunda gelişimini tamamlıyor ve sesleri bebeğinizin işitme merkezine iletmeye başlıyorlar.

Bebeğinizle konuşuyor musunuz?
          İşitme denen olgu aslında çok ilginçtir: Dış ortamdaki sesler geniş bir çanak (kulak kepçesi) tarafından toplanır ve kısa bir borudan geçerek (dış kulak yolu) bir zarı (kulak zarı) titreştirir. Bu titreşim, alınan sesi bir paket veri haline getirir. Bu paket veri üç ayrı kemikle (çekiç, örs, üzengi) işitme sinirine buradan da beyinde işitme merkezine iletilir. Paket veri burada açılır ve anlamlandırılır. Telefon ve mikrofon, kulağın bu çalışma prensibinden yola çıkılarak icat edilmiştir.

Bu haftanın sonunda bebeğinizin boyu 31 cm. ve ağırlığı yaklaşık 550 gram!

Çıkışı olmayan bir odada komşunuzun yaptığı eziyeti algılayabiliyormusunuz?

Bebeğinizle bu haftalardan itibaren iletişim kurmanız önemlidir. Onunla iletişim kurmanın en etkili yolu ellerinizi karnınıza koyarak ona hitaben konuşmaktır. Erkeklerin sesleri nispeten kalın olduğundan, bebeklerin yeni gelişmekte olan işitme sistemleri baba adaylarının seslerini çok iyi algılayamayabilir. Baba adayının yine ellerini eşinin karnına koyarak inceltilmiş (tiz) bir sesle konuşması bebekle iletişimde daha etkili bir yol olabilir. Bizler zaten çocuklarla konuşurken hep refleks bir şekilde sesimizi inceltiveririz. İşte bu refleksimizin temelinde yine aynı gerçek, yani bebek ve çocukların ince sesleri daha iyi duyduğu ve bu tür sesleri daha çok sevdiği gerçeği yatar. Çocuklara yönelik müziklerde de aynı prensip işler. Bebeğinize müzik dinletmek isterseniz müzik sesini kendinizin dinleyeceği kadar açın ve yumuşak melodiler tercih edin.
         

"Beyin geliştirici müzikler" için bolca para vermek yerine kendinize müzik arşivinizde bulunan uygun melodilerden birkaç albüm oluşturun.

İlk icat edilen müzik aletleri vurmalı çalgılardır ve atalarımız ayinlerde kendilerini rahatlatmak için bu çalgıları ritmler oluşturarak kullanmışlardır ve halen çoğu durumda bu aletler bu amaçla kullanılmaktadırlar.

Bu seslerin rahatlatıcı özelliği nereden gelmektedir? İnsanların ilk duydukları ve kendilerine en güven veren sesler ritmik seslerdir (rahim içindeyken duyulan anne kalp atışları, ritmik bağırsak hareketleri).

ÖNERİ

Erkekler bir araya geldiklerinde askerlik dönemlerinden, kadınlar biraraya geldiklerinde ise gebelik dönemleri ve doğumlarından bahsetmekten çok zevk alırlar. Erkekler çoğu durumda zorlu bir askerlik dönemi geçirmelerine rağmen bu dönem onlar için güzel anılar bırakmıştır ve şanslı çoğunluk o dönemlerini yüzlerinde gülümsemeyle anar. Kadınların bazıları ise iyi bir gebelik dönemi geçirmiş olmalarına ve sorunsuz bir şekilde doğum yapmış olmalarına rağmen, ilginç bir şekilde, ortamda bir anne adayı varsa korkutucu şeyler söyleyebilirler: "ben böyle yaptım, sen yapma...", "bana şu tahlil yapılmıştı, şu ilaç verilmişti, ya sana?...", "ben normal doğum yaptım ama sen sakın yapma...", "şu hastanede sakın doğum yapma..." şeklinde başlayan cümlelerin arkasından gelecek sözler anne adaylarının pek hoşuna gitmez. Sizde olumsuz duygular uyandıran kişilerle konuşmaktan kaçının ve konuyu doktorunuza danışın. Niyetleri iyi de olsa (!?) konuyu değiştirin.

Her gebelik kendine özgüdür ve bugüne kadar yaşanmış tüm gebeliklerin senaryosu farklıdır.
Bu gebelik haftasında yapılan ayrıntılı bir ultrason bebeğiniz ve diğer gebelik yapılarının durumu hakkında oldukça ayrıntılı bilgiler verebilir.

24. GEBELİK HAFTASI
Doktor kontrollerinize düzenli olarak gidiyormusunuz?
          Doktorunuz size bu haftalarda "şeker yükleme" ya da "şeker tarama testi" şeklinde bir test yapılmasını önerebilir. Hiçbir belirti vermeden de gelişebilen gestasyonel diyabet (gebelikte görülen şeker hastalığı, "gebelik şekeri") 24-28. gebelik haftaları arasında yapılan iki farklı testle araştırılır. Diyabet açısından daha yüksek risk altında olanlara 100 gram glikoz yüklemesi ile OGTT adı verilen tanı koydurucu test, riski düşük olan anne adaylarına ise 50 gram glikoz ile PPG adı verilen tarama testi uygulanır. OGTT'de birer saat aralıklarla toplam dört kez kan şekeri ölçümü yapılırken PPG'de yalnızca 1. saat tokluk kan şekeri ölçülür.

PPG bir şeker hastalığı tarama testidir ve bu testte kan şekeri değeri yüksek çıkanlarda diyabet şüphesi doğduğundan esas tanı koydurucu OGTT testi uygulanır. PPG yapılması için tok veya aç olmanız önemli değildir. Şekerli suyu içtikten kanın alınacağı bir saat sonraya kadar hiçbir şey yiyip içmemelisiniz.

Gebelik dönemi idrar yolu enfeksiyonu gelişimine zemin hazırlar. Bunun en önemli nedeni idrar yollarındaki düz kasların tüm düz kaslarda olduğu gibi gevşeme eğiliminde olmasıdır. Bu gevşemeye bağlı olarak akım az da olsa yavaşlar. Bununla beraber anne adayının az sıvı alması da bu tür enfeksiyonların gelişmesini kolaylaştırır.
         

İdrar yolu enfeksiyonları genellikle idrar yaparken yanma ve sık idrara çıkma şeklinde belirti verirler. Gebelik döneminde ise hiç bir belirti vermeyen "sinsi" idrar yolu enfeksiyonlarına sık rastlanır. Bu tür gizli enfeksiyonlar genellikle idrar kültürü incelemesiyle ortaya çıkarılırlar. Doktorunuz sizden böyle bir inceleme istemiş ve gelen sonuca göre antibiyotik kullanmanızı önermişse bunu kabul etmelisiniz. Gizli idrar yolu enfeksiyonları erken doğum riskinin artmasına katkıda bulunabilirler. Dahası tedavi edilmeyen gizli idrar yolu enfeksiyonları böbreklerde dahi enfeksiyon oluşmasına neden olarak daha ciddi sorunları beraberinde getirebilirler.

 
DOĞRUSUNU ÖĞRENELİM

    "7 aylık doğan çocuk yaşar, 8 aylık doğan yaşamaz!"
    "5. aydan sonra ortaya çıkan mide ekşimeleri (bazıları bulantı da derler) bebeğin saçlandığının işaretidir!"
    "Hamile kadın hayvanlara bakmamalıdır, bebeği o hayvana benzeyebilir!"
    "Hamile kadın saç kestirmez, kestirirse bebeğinin ömrü kısalır!"

Yukarıdaki önermelerden hangileri doğrudur?

Cevap: hiçbiri

Zihnimiz bu önerilerin yanlış olduğunu "bastıra bastıra söylese de" gönlümüzün bir köşesi bunlara inanmakta direnir. Hurafe veya boş inanç dediğimiz etrafımızı saran bu tehlikeli bilgiler özellikle gebelik döneminde bizleri derinden etkilemeye devam eder.

Biz bilim insanları hurafeleri ele alırken hemen bir köşeye atmıyoruz. Öncelikle bu hurafenin nasıl çıkmış olabileceğini düşünüyor, sonra da hurafede gerçeklik payı olup olmadığını değerlendiriyoruz. Elbette bugünün "hurafesi" yarının bilimsel verisi de olabilir, "dünyanın yuvarlak olduğu" geçmiş zamanlar için bir hurafeydi ve bu düşünceye o zamanın insanları gülüyorlardı. Son zamanlarda yapılan bilimsel çalışmalar erken gebelik döneminde aşırı bulantıları olan anne adaylarının daha çok kız bebek doğurduklarını net olarak ortaya koymuş ve bir "hurafeyi" alıp "gerçeklik" mertebesine ulaştırmıştır. Bazı hurafelerde gerçeklik payı olabilir.

Şimdi de yukarıdaki ilk öneriye bakalım: sizce bundan 1000 yıl sonra bile olsa daha erken haftada doğmuş bir bebeğin yaşama ihtimali daha ileri haftada doğmuş bir bebeğe göre daha fazla olabilecek mi?

Hurafelerin önemli bir kısmı gülünç ve boş inançlar olarak kalmaya mahkumdurlar.

          "İleride erkeklerin de çocuk doğurması söz konusu olabilecek" diyenler var...

Şimdi gülüyoruz, ama belki de gerçek olur bu düşünce.


BU HAFTA BEBEĞİNİZDE OLUŞAN DEĞİŞİKLİKLER

Bebeğinizin kemik ve kas dokusu hızla gelişmeye devam ediyor. Bu da hareketlerin giderek güçleneceği anlamına gelir. Yiyeceklerle aldığınız kalsiyum özellikle bu gebelik haftalarından itibaren çok önemlidir. Bebeğiniz asla kalsiyumsuz kalmaz, ancak sizin kemiklerinizdeki depo yeterince kalsiyum almazsanız giderek azalabilir.

Düşünüyorum, öyleyse varım!

24. hafta gebelik seyri açısından bir dönüm noktası olarak kabul edilir. Amerika, bu haftadan itibaren kanunen bebeği kendi hak ve özgürlüklerine sahip ayrı bir birey olarak görür . Türkiye'de ise aynı durum 26. haftadan itibaren sözk onusudur.
Neden 24. hafta? Bilimsel veriler bebeğin bu haftadan itibaren algılarının önemli bir kısmının geliştiğini ve bebeğin uyaranlara refleks değil, bilinçli cevap verdiğini göstermektedir. Yani bebek artık öğrenmeye, bilgileri hafızasında depolamaya ve "düşünerek mantıklı tepkiler vermeye" başlamıştır.

Bu haftanın sonunda bebeğinizin boyu yaklaşık 32 cm. ve ağırlığı yaklaşık 640 gram!

10. haftadan 20. haftaya gelindiğinde kitlesel olarak ne kadar büyüdüğü bariz olarak görülüyor. Esas değişiklik ise 20. haftadan 40. haftaya giden süreçteki kitlesel büyüme yanında, görünümündeki değişiklik. 20. haftadayken hiç kıvrımları olmayan beyin dokusu doğuma yakın zamanda yüzlerce kıvrım yaparak trilyonlarca hücreyi ve bunların uzantılarını barındırır hale geliyor.
Beyin hücrelerimiz birbirleriyle nörotransmitter adı verilen kimyasal maddelerle iletişimde bulunurlar. Bu maddeler bir sinir ucundan diğer sinir ucuna geçerek bir sinir hücresinin mesajını diğerine iletirler. Sinir hücreleri aynı anda çok sayıda sinir hücresiyle sinaps adı verilen yapılarla temas halindedir ve diğer sinir hücreleriyle bu temas sayesinde bizim hem otomatik işlevlerimiz (kalbimizin atması, organlarımızın çalışması gibi), hem de bilişsel işlevlerimiz (hatırlama, öğrenme, düşünme, duygulanım gibi) sağlanmış olur. Öğrenme dediğimiz süreç aslında sinir hücreleri arasında yeni bağlantıların geliştirilmesinden başka birşey değildir.

Doğduğumuzda sabit sayıda sinir hücresiyle doğarız ve bu sinir hücreleri ömürlerini tamamlayıp öldüklerinde yenileri oluşmaz. Büyüdükçe "akıllanmak" var olan hücrelerin sayıca artmasıyla değil kitlece artmasıyla ve aralarındaki bağlantıların daha koordine hale gelmesiyle gerçekleşir.
         

Yeni doğduğumuzda yeni alınmış bir bilgisayar gibiyizdir. Hayati programlar hariç, hiç bir program yüklenmemiştir ve bu nedenle doğduğumuzda işlevlerimiz sınırlıdır. Bazı bilgisayarlar ise fabrikada yüklenmiş ekstradan yararlı programlarla gelirler ve daha kullanışlıdırlar. Yani bazı şeyleri fabrikada öğrenmiş olarak gelirler. Bilgisayarımıza yükleyeceğimiz programlar bizim kişiliğimizi ve amaçlarımızı yansıtır. Çocuklarımıza öğreteceklerimiz gibi... Zararlı programlar yüklediğimizde bilgisayarlarımızı formatlayabiliriz, ama ya çocuklarımızın yaşantıları?
         

Konumuz rahim içi olduğuna göre öncelikle şunu bilmeliyiz: Öğrenmenin, duyguların ve diğer birçok bilişsel faaliyetin rahim içinde başladığına inanıyoruz. Nereden biliyoruz? Bebek annesinin sesine, babasının sesine tepki verir, demek ki onların seslerini öğrenmiştir ve seslerini duyunca mutlu olmaktadır.

Bebeğimiz henüz rahim içindeyken öğrenmeye başladığına göre bu, hisler de geliştirmeye başlamış anlamına gelmektedir. Doğmuş bebeğimizi iyi hissettirmek için neler yapıyorsak (ona sevgi göstermek, şefkatli olmak) aynısını doğmamış bebeğimize yapmaya hemen şimdiden başlamalıyız.

Annenin kendini iyi hissetmesi beyninde biyokimyasal bazı tepkimelere neden olur ve bu tepkimeler sonucunda onun kanına bazı maddeler geçer. Muhtemelen bu aynı maddeler plasenta yoluyla bebeğe geçtiğinde onda da benzer duygudurumları oluşturmaktadır. Bunun tersi de geçerli olabildiğinden anne adaylarının kendilerini iyi hissetmeleri, stresten uzak durmaları, kendi hoşlarına gidecek şeyleri yaptıklarında bunun biyokimyasal yolla bebekte de aynı durumu yaratacağını bilmeleri önemlidir.

Yine unutulmamalıdır ki zaman zaman yaşanan olumsuz duygular bebekte olumsuzluk yaratsa dahi sürekli olmadıkları sürece iz bırakmazlar. Beyin olumsuz duyguları unutma eğilimindedir.

Son söz: bebeğimizin zekasını rahim içindeyken geliştirebilir miyiz? "Zeka", tanımı tam olarak yapılamamış bir olgu olmasına karşın anne adayının sağlıklı bedeninde bebeğin genetik zemini üzerine inşa edilen eğitim olarak tarif edilebilir. O halde cevap nedir? Çok kısıtlı olarak evet. Nasıl? Bunun için özel birşeyler yapmaya gerek yok: beden sağlığımızı korumak, kendi genlerimize güvenmek, kendimizi iyi hissetmek için birşeyler yapmak (böylece bebeğin de iyi hissetmesini sağlamak) yeterli olacaktır. "Beyin geliştirici müzik" denenebilir, ancak biz daha çok anne adayının kendini iyi hissedeceği "müziği" (müzik dışında da birçok şey kişiye kendini iyi hissettirebilir) dinlemesini öneriyoruz. Bebeğin beyin hücreleri arasındaki koordinasyon henüz rahim içindeyken iyi kurulduğunda bunun onun ruhsal gelişimine katkıda bulunacağı görüşünü taşımaktayız.

25. GEBELİK HAFTASI
BU HAFTA SİZDE OLUŞAN DEĞİŞİKLİKLER
          Rahiminiz şu anda yaklaşık olarak bir futbol topu büyüklüğünde. Büyüme hızlı bir şekilde devam ediyor. Bu büyüme sürecinde rahiminiz belinizde bulunan sinirlere hafifçe baskı yaptığında bile bel ve bacaklarınızda zonklama tarzında ağrılar hissedebilirsiniz.

Dinlenin, sık sık pozisyon değiştirin, ağrı oluştuğunda ılık bir duş alın ya da ağrıyan bölgeye buz tatbik edin. Ağrılarınız çok şiddetli olduğunda doktorunuzun önereceği ağrı kesicileri kullanabilirsiniz.


DOĞRUSUNU ÖĞRENELİM

Gebelik muayenelerenizde yapılan ultrasonografide bebeğinizin ölçüleri (uyluk kemiği (FL), baş çevresi (HC), şakaklar arası mesafe (BPD) ve karın çevresi (AC) gerçekte (yani SAT'ınıza göre hesaplanan) haftanızla uyumlu olmayabilir ve çoğu durumda böyledir. Ultrasonografi cihazı doktorunuzun aldığı ölçümü kendi içinde yüklü olan ortalama değerlere göre gebelik haftasına çevirir ve çıkan değer sizin gerçek gebelik haftanızla +/- 10 güne kadar farklılık gösterebilir. Özellikle son haftalarda bebeğiniz ortalama değerlerden farklı çıkabilir. Değerler çok daha farklı çıktığında (genellikle ölçümler iki haftadan daha ufak veya büyük çıktığında) normaldışı bir durum (iri bebek veya gelişme geriliği) gündeme gelebilir.
         

Bebeğinizin ultrasonda alınan ölçüleri gerçek gebelik haftanızdan bir hafta daha ufak çıktığında bu sizin bir hafta daha mı geç doğum yapacağınız anlamına gelir?

Veya size bebeğiniz "bir hafta büyük" ve hatta "iki hafta büyük" deniyorsa bu da sizin daha mı erken doğum yapacağınız anlamına gelir?

Hayır.

 

Gebeliğinizin ilk 10 haftasında yapılan ultrasonografi ile SAT'ınızın (son adet tarihinizin) doğruluğu teyid edilmişse (çoğu durumda bu yapılmıştır), bebeğinizin bu haftalardan itibaren çıkan ölçümleri muhtemel doğum tarihi aralığınızı etkilemez. Yani bebeğiniz 9 ay 10 günlük süreci daha yavaş veya daha hızlı tamamlamaz.

Miyadında doğan tümüyle sağlıklı bebeklerin bazıları 2500-2900, bazıları ise 3500-4000 gram aralığında doğarlar. İşte bu gidişat bu haftalardan itibaren bebeğin ultrasonografi ölçümlerinde kendini belli etmeye başlar.

Anne ve baba adayları ve genel olarak toplumumuz bebeğin doğum kilosu ile sağlık durumu arasında bir bağlantı kurma eğilimindedir. Bu tam olarak doğru bir bağlantı değildir. Zamanında doğmuş 2500 gram bir bebek örneğin yine aynı gebelik haftasında 3500 gram doğmuş bir bebekle karşılaştırıldığında kilo farklılığı dışında bir özelliği yoksa, tümüyle sağlıklıdır.

Sağlığı belirleyen temel kriter doğum kilosu değildir. Hatta 2500 gramdan daha düşük kilolu, 4000 gramdan daha yüksek kilolu doğan bebeklerin bile çok önemli bir kısmı sağlıklıdırlar.

Bebeğin doğum kilosunu etkileyen özellikler önem sırasına göre, genetik özellikler (anne ve babanın doğum kilosu), anne adayının gebelik döneminde beslenmesi ve gebelik döneminde ortaya çıkan özel durumlardır (gebelik döneminde ortaya çıkan şeker hastalığı bebeğin iri olmasına, preeklampsi adı verilen durum ise düşük kilolu doğmasına neden olabilir).
BU HAFTA BEBEĞİNİZDE OLUŞAN DEĞİŞİKLİKLER

          Üç boyutlu ultrason hakkında bilginiz var mı? Henüz çok yaygın olmayan bu teknoloji bebeğinizin daha gerçekçi ve sizin de kolaylıkla anlayabileceğiniz bir şekilde görülmesine olanak sağlamaktadır. Çalışma prensibi basittir: bebeğinizin çeşitli açılardan hızlı bir şekilde alınan ultrasonografi kesitleri ekrana hacimli bir görüntü olarak yansır. İlk geliştirilen cihazlarda kesit alma zamanı uzun olduğundan görüntüler gerçekten uzak olabilmekte veya gerçeğe yakın görüntüler alabilmek için çok uzun zaman geçmesi gerekebilmekteydi ve görüntüler hareketsiz, sabit resimlerdi.

Bir görüntüyü hareketliymiş gibi görebilmemiz için gözümüzün önünden saniyede 12'den fazla görüntü geçmesi gerekir. Günümüzde saniyede 16 ve hatta daha fazla görüntü alabilen cihazların geliştirilmesiyle bebeğinizin hareketleri de ekranda eş zamanlı gözlenebilmektedir. Bu cihazlar gerçek eş zamanlı 3 boyutlu ultrasonografi (yani 4 boyutlu ultrasonografi, burada dördüncü boyut zamandır) olarak adlandırılmaktadır.

Şu an için 4 boyutlu ultrasonografi bizlere görsel olarak "mucizeler" sunmakta olsa da bebeğe ait detaylar yine de geleneksel (2 boyutlu) ultrasonografiyle incelenmeye devam edilmektedir. Yani bu yeni teknoloji sadece tamamlayıcıdır.

Dört boyutlu ultrasonografi bebeğinizin sağlığının değerlendirilmesi için mutlaka yapılması gerekli bir inceleme değildir.

Her anne adayında yukarıdaki kadar net görüntüler elde edilememektedir.

Görüntü kalitesini etkileyen en temel faktör bebeğinizin duruş pozisyonu ve ultrasonografinin yapıldığı gebelik haftasıdır (ideal haftalar 26-32 arasıdır, daha ileri haftalarda net görüntü almak zorlaşmaktadır).

Bu haftanın sonunda bebeğinizin boyu yaklaşık 33 cm. ve ağırlığı yaklaşık 800 gram!

HAFTANIN ÖNERİSİ

Ultrasonografi bebeğinizin kilosunu +/- %12.5'lik hata payıyla oldukça başarılı bir şekilde değerlendirebilmektedir. Ancak siz elbette bebeğinizin boyunu da merak ediyorsunuz. Halbuki ultrasonografi cihazları boy ölçümü yapamazlar ve bebeğin kemik ölçümü (uyluk kemiği=FL) normal olduğu sürece boyu da normaldir. Şimdi size büyük ihtimalle (yabancı siteler de dahil) başka hiç bir sitede bulamayacağınız bir formül vereceğiz: Size verilen ve üzerinde ultrasonografi ölçümlerinin olduğu kağıtta yazan FL (uyluk kemiği) değerini 7 rakamı ile çarpın ve bebeğinizin şu andaki boyunu +/- %5 hata payıyla hesaplayın. Bu formül 24. haftadan itibaren geçerlidir.
Örnek:
FL: 51 mm.
51mmX7= 357mm= 36 santimetre

26. GEBELİK HAFTASI
BU HAFTA SİZDE OLUŞAN DEĞİŞİKLİKLER

Rahiminizde bu haftalardan itibaren zaman zaman ortaya çıkan ani kasılma ve gevşemeler hissederseniz korkmayın. Bunlar Braxton-Hicks kasılmaları adı verilen ağrısız, adet krampları gibi ve düzensiz aralıklarla gelen kasılmalardır. Rahiminiz gerçek doğum sancıları için antrenman yapmaktadır. Çoğu anne adayında bu tür kasılmalar 30. haftadan sonra belirginleşmeye başlasa da bazı anne adaylarında bu haftalarda "antrenman kasılmaları" başlayabilir.

Braxton-Hicks tarzı kasılmalar hiçbir zaman günlük yaşantınızı etkileyecek kadar sık olmamalıdır. Eğer böyle oluyorsa bir erken doğum eylemi işaretçisi olabilirler.
         

 

Her anne adayı gibi siz de erken doğum belirtilerine duyarlı olmalı ve gerekli durumlarda doktorunuza haber vermelisiniz:

Erken doğum tehdididinin en önemli belirtisi rahimde düzenli aralıklarla ortaya çıkan kasılmalardır. Bu kasılmalar ender durumlarda ağrısız da olabilirler.
         

Kasılmalarınızın olup olmadığını anlamak için avcunuzun içini karnınıza hafifçe dokundurun. Avucunuzun altında rahiminizin "toplanıyor" hissi yaratması kasılma belirtisidir.

Bu esnada ağrı duyulması şart değildir.

Bu kasılmaların sıklığını ve süresini ölçün. Saatte dört kez ya da daha sık ortaya çıkan kasılmalarda mutlaka doktorunuza haber verin.

Erken doğum tehdidinin diğer önemli belirtileri arasında pelviste dolgunluk hissi, adet sancısına benzer kramp tarzı ağrılar, pozisyon değiştirmekle geçmeyen bel ağrıları, vajinal akıntının artması ya da niteliklerinin değişmesi (daha sümüksü, daha sulu ya da kanlı akıntı ortaya çıkması), ishalle beraber olan ya da tek başına ortaya çıkan bağırsak krampları yeralır. Bu durumda yine kasılmalarınızı elle kontrol edin. Bu ek belirtiler kasılma olmadan tek başlarına erken doğum tehdidi açısından bir anlam taşımazlar. Ancak bu belirtilerden biri varsa ve kasılmalarınızın olup olmadığından emin değilseniz yine doktorunuza başvurmalısınız.

Mekanik ağrılar
          Gebelik dönemi, bel ve kasık bölgesinde (bazen de apışarası olarak anılan bölgede) ağrıların sık olduğu bir dönemdir. Mekanik ağrı adını verdiğimiz ve genellikle bel ve kasık bölgesindeki bağların gerilmesinden ve sitenin diğer bölümlerinde de ele alındığı gibi belin yanlış kullanılmasından kaynaklanan ağrılar sıklıkla ayaktayken ortaya çıkarlar ve istirahat edildiğinde hafifler veya kaybolurlar. Bazen uzun süre aynı pozisyonda kalmak da bu ağrıların ortaya çıkmasına neden olabilir.

Mekanik ağrılar erken doğum belirtisi olarak kabul edilmezler.

Bel ağrısıyla beraber bacaklardan bir veya ikisinde uyuşma veya elektriklenme hissi, güçsüzlük gibi belirtiler olduğunda ise siyatik sinir adı verilen bacak sinirine bası söz konusu olabileceğinden (bazı durumlarda bu bir bel fıtığına işaret edebilir) ortopedi veya fizik tedavi uzmanı muayenesinden geçmek faydalı olabilir.

DOĞRUSUNU ÖĞRENELİM

Bebeklerin yaklaşık %1'i boyunlarına bir kez dolanmış kordonla sağlıklı bir şekilde doğarlar. Daha az bir sıklıkla bazı bebeklerin boyunlarında iki, hatta üç kez dolanmış bir kordon bulunabilir. Bazı durumlarda ise bizler kordonda düğümler olduğuna bile tanık oluruz. Bu bahsettiğimiz bebeklerin çoğu sağlıklı bir şekilde doğum eylemlerini tamamlarlar. Sanılanın aksine boyundaki kordon bebeğin boynunu sıkmaz.

Peki bu durum nasıl gerçekleşir?
Gebeliğin ilk trimesterinde bebekler henüz amniyos sıvısı içinde "hoplamak zıplamak" için bol bol yerleri varken, bazıları bu "hoplama zıplamalarda" kendi kordonlarının içinden geçmekte ve kendi kordonlarında düğüm oluşturmaktadırlar. Yine benzer bir şekilde bebekler bu hareketleri yaparken kordon boyunlarına dolanıvermektedir.

"Kordon dolanması" nedir?
Anne adaylarının en büyük korkularından biri kordon dolanmasıdır. Gerçekte ise kordonun bebeğin boynuna dolanmış olması bebeğe çoğu durumda zarar vermez, zira kordon Wharton jeli adı verilen sağlam bir kılıfla içinden geçen damarları koruma altına almıştır.
         

Anne adaylarının "kordon dolanması" olarak tabir ettikleri olay gerçekte kordon sıkışmasıdır. Göbek kordonu herhangi bir nedenle basıya uğrar ve Wharton jeli de kordondan bebeğe giden kan akımını muhafaza etmede başarısız kalırsa bebeğe giden kan miktarı azalır ve bebekte sıkıntı doğurur. Bu tür kordon sıkışmalarına genellikle bebeğin amniyos sıvısının ileri derecede azalmış olduğu durumlarda rastlanmaktadır. Amniyos sıvısı az olduğunda göbek kordonu amniyos sıvısı içinde serbestçe yüzemediğinden rahim duvarları tarafından basıya uğrayabilmekte ve bu bası özellikle normal doğum eylemi esnasında ortaya çıkan rahim kasılmalarıyla tehlikeli boyutlara ulaşabilmektedir.

Ultrasonografi muayenelerinde bu nedenle doktorunuz bebeğinizin amniyos sıvısı miktarının yeterliliğine çok önem vermektedir.

Günümüzde normal doğum eylemi esnasında bebeklerin kalp atışları çoğu durumda mükemmel bir şekilde takip edilmekte ve kordon basısı bulguları (bu durumlarda bebeğin kalp atışları yavaşlar) erken dönemde ve kolaylıkla saptanarak bebeğin sağlıklı doğması için gerekli önlemler alınmaktadır.

Sonuç: "kordon dolanmasından" yani kordon sıkışmasından çok fazla korkmanıza gerek yok. Doktor denetiminde olan gebelik takiplerinde ve doğumlarda bu nedene bağlı olumsuz durumlar son derece azalmıştır.

BU HAFTA BEBEĞİNİZDE OLUŞAN DEĞİŞİKLİKLER
Bu hafta bebeğinizin akciğerlerinde bir yandan damar yapıları öte yandan hava kesecikleri hızlı bir şekilde oluşmaya başladı. Bu hava keseciklerinin içini döşeyen surfaktan adlı madde de üretilmeye başlandı. Surfaktan üretimi akciğerdeki hava keseciklerinin sönmeden şişmiş vaziyette durabilmeleri için çok önemlidir.
Bu hafta bebeğinizin diğer tüm bireylerden ayırtedilmesini sağlayan el ve ayak izleri oluşmaya başlayacak. Yandaki görüntüyü şimdiden kaydedin. Doğum yaptığınızda doğum dosyanızın bir sayfasında böyle bir iz göreceksiniz. Bebeğiniz doğduktan sonra doğumhanede bebeğin size ait olduğunun bir belgesi olarak bu ayak izi alınacak. Bu nedenle bebeğinizin ayak tabanını mürekkep boyalı bulursanız şaşırmayın.    

Bu haftanın sonunda bebeğinizin boyu yaklaşık 34 cm. ve ağırlığı yaklaşık 820 (550-1330) gram!

HAFTANIN ÖNERİSİ

Gebelikte büyüyen rahiminiz vücudun sağ yanında bulunan ana toplardamara ("vena cava") bası yapar. Bu nedenle özellikle vücudun alt yarısındaki büyük toplardamarlarının kalbe kanı geri götürme hızını yavaşlar. Bunun en önemli sonuçlarından biri ayaklarda ortaya çıkan şişliklerdir (ödem). Çoğu anne adayının bu haftalardan itibaren ayakları şişer ve bu durum özellikle yorgun bir iş gününün sonuna doğru belirginleşir. Bunun nedeni basıya uğrayan ve akımı yavaşlayan toplardamarların içlerindeki fazladan kanın sıvı kısmını damar etrafında bulunan alana sızdırmalarıdır ("sıvı göllenmesi"). Bu açıdan bakıldığında vücudun yerçekimi etkisine en fazla maruz kalan bölgeleri olan ayaklarda şişme olması fizyolojik, yani normal kabul edilen bir tepkidir. Amaç, toplardamarların "rahatlatılmasıdır".

İstirahat halindeyken sol yanınıza yattığınızda bu toplardamarların rahatlamasına katkıda bulunabilirsiniz. Bu yatış pozisyonu aynı zamanda bebeğinize daha fazla kan gitmesine de katkıda bulunur.

Çalışan anne adayları akşam eve gelip birkaç saat yatma pozisyonunda dinlendiklerinde bu ödemin azaldığını görebilirler. Bazı anne adaylarında ise ayaklardaki ödem onları korkutacak kadar fazla olabilir. Ayaklarınızdaki şişmelerin çok fazla olduğunu düşünüyorsanız veya ellerinizde ve yüzünüzde şişmeler oluyorsa bu durumu doktorunuza iletmelisiniz.

Vücudun alt kısmındaki bu sıvı göllenmesinin bir sonucu da gece uykudan uyandıran idrara çıkmadır. Gece yatış pozisyonuna geçince basıdan kurtulmuş toplardamarların içine geri giren sıvı böbreklere geçerek idrar şeklinde atılmaktadır.

Vücudun alt kısmındaki sıvı göllenmesinin bazı anne adaylarında ortaya çıkardığı diğer iki sorun varis ve hemoroid (basur, mayasır) oluşumudur. Varisler bacaklardaki yüzeyel toplardamarların belirginleşmesi sonucunda, hemoroidler ise kalınbağırsağın son kısmındaki toplardamarların belirginleşmesi sonucunda oluşurlar. İleri seviyeye gelmiş varisler estetik sorunlara ve ağrıya, ilerlemiş hemoroidler ise dışkılama esnasında ağrı ve kanamaya neden olabilir.

Vücudunuzun alt yarısındaki sıvı göllenmesini dengelemenin ve bu sorunların ilaçsız bir şekilde üstesinden gelmenin en önemli yolları aşağıda okuyacağınız ilgili konularda anlatılmıştır. Bu konuları mutlaka gözden geçirin.

27. GEBELİK HAFTASI
Tebrikler! Artık son trimesterdesiniz.
BU HAFTA SİZDE OLUŞAN DEĞİŞİKLİKLER
Rahiminiz göğüs kafesinize yakınlaştıkça diyafragma da (karın boşluğu ile göğüs kafesini ayıran kas yapısı) yukarıya doğru yer değiştireceğinden, özellikle derin nefes alma esnasında zorluk çekebilirsiniz. Bu, akciğerlerinizin tam olarak şişememesinden kaynaklanan bir durumdur. Başınızın altına bir yastık daha koyarak uyumayı deneyin. Merak etmeyin, gebelik hormonlarınız sizin dakikalık nefes alma sayınızı artırdığından bebeğinize yeterince oksijen veriyorsunuz.

Rahiminiz büyüdükçe göbek deliğinizin dışarı doğru kabardığını gözlemleyebilirsiniz. Bu durum göbek deliğiniz etrafında bulunan kas kılıfının nispeten zayıf olmasından kaynaklanan ve çoğu durumda gebelikten sonra ortadan kalkan geçici bir durumdur. Sizin göbek deliğinizle bebeğinizin göbek bağı arasında hiçbir ilişki olmadığından bu durum bebeğinize zarar vermez.

Bu arada göbeğinizin tam ortasında yukarıdan aşağı doğru uzanan çizgi de belirginleşmeye başlayabilir. Bu çizgi genellikle aşağı doğru kalınlaşarak devam eder. Bu çizginin oluşumunu engellemek mümkün olmamakla beraber doğumdan aylar sonra kaybolacağını bilmek belki sizi rahatlatabilir.

DOĞRUSUNU ÖĞRENELİM

Kendi gebeliğinizde size doktorunuz tarafından önerilenleri başka bir doktor (veya sağlık kuruluşu) tarafından takipedilen diğer anne adayı arkadaşlarınızla karşılaştırdığınızda veya büyüklerinizin söylediklerini duyduğunuzda şaşırmamak elde değil.
         

Bir doktor "ilacı yemekten önce al" diyor, diğeri aynı ilacı "yemekten 2 saat sonra al" diyor, bir doktor "vitamine gerek yok" derken, diğeri vitamin önerisinde bulunuyor.

Flor takviyesi, kalsiyum takviyesi, balık yağı (tabletleri), çinko, demir+vitamin vs.

Siz eksik ilaç mı alıyorsunuz?

Veya gereksiz yere diğerlerinden daha mı fazla ilaç kullanıyorsunuz?

Bir doktor "ikili test" derken diğeri "üçlü test" diyor, biri "şeker tarama testine gerek yok" derken diğeri "mutlaka yapılmalı" diyor. Bir doktor mutlaka "detaylı ultrason" derken diğeri "gereksiz" diyor, bir doktor tetanoz aşısı yaptırıyor, diğeri önermiyor. Bir doktor ayda bir çağırıyor, diğeri iki haftada bir görmek istiyor. Bir doktor "kahve kesinlikle içilmeyecek" derken diğeri az miktarda çay ve kahveye izin veriyor. Bir doktor aldığınız kilolara çok büyük tepki gösterirken diğeri belki kilonuzu ölçmüyor bile.

Bir doktor "sizin durumunuzda sezaryan daha iyi" derken diğeri normal doğumu öneriyor, biri epidurali savunurken diğeri hiç önermiyor.

Yukarıdakilerin hangisi doğru?
Cevap: hepsi
Aslında daha doğrusu şu:
Yukarıdakilerden hangisi yanlış?
Cevap: hiçbiri

Tıpta kesin doğru olan çok az şey vardır ve hatta malesef bugün kesin denen şeyler yarın değişebilmektedir. Size önerilenleri başkalarıyla karşılaştırırken aşağıdaki noktaları mutlaka dikkate alın:

    Her gebelik kendine özgüdür ve farklı yaklaşım gerektirir.
    Her doktorun yetiştiği ekol (öğreti) farklıdır, ancak her ekolün aldığı sonuç aynıdır. Bilimde farklı öğretilerin olmadığı alanlar yalnızca matematik ve fizik gibi formüllere dayalı ve yorumlara açık olmayan bilim dallarıdır. Çoğu bilim dalında yorum farklılıkları ve bakış açıları sonucunda farklı ekoller gelişmiştir. Tıp bir pozitif bilim dalı olmasına karşın aynı sonuca çok farklı yollardan ulaşmak mümkündür.
    Basında "sansayonlara" yol açan yeni tıbbi görüşler çoğunlukla yanlıştır.
    Tıbbi yaklaşımlar her geçen yıl farklılaşmaktadır. Annenizin sizi doğurduğu dönemdeki bilgiler eskimiştir
    Tıpta tartışmalı olan şeyler genelde çok basit şeylerdir. "Vitamin+demir mi yoksa yalnızca demir mi gerekli?" sorusu çok basit bir sorudur ve açıkçası her ikisi de uygundur.
    bazı konular vardır ki tartışma götürmez: Bebek karnınızda yan duruyorsa veya plasenta doğum kanalını tıkamışsa bu bebeği normal doğumla doğurtacak bir tane bile doktor bulamazsınız. Ancak bebek ters duruyorsa (makat gelişi) ve ilk gebeliğinizse normal doğumu yaptırabilecek çok sayıda doktor bulabileceğiniz gibi daha fazla sayıda direkt sezaryan öneren doktor bulabilirsiniz.

Ne yapmalısınız?

İç güdülerinizi kullanmalı, gerekli bilgileri edinmeli, doktorunuza bol bol soru sormalı ve ona güvenmelisiniz. Eğer doktorunuzun size önerdiği şeyi her zaman başka bir doktora onaylatıyorsanız veya doktora güvenmek yerine tıpla ilgisi olmayan kişilere inanıyorsanız bu sizin aşırı irdeleyici olduğunuzu göstermesi yanında doktorunuzla aranızdaki ilişkinin kopuk olduğunun net bir göstergesidir. Bu durum sizin mutsuz bir gebelik dönemi geçirmenize ve asabiyet belirtileri göstermenize önemli katkılarda bulunur.

BU HAFTA BEBEĞİNİZDE OLUŞAN DEĞİŞİKLİKLER

Bu hafta içinde de bebeğinizin beyin dokusu hızlı gelişimini sürdürüyor ve akciğerler de gelişimlerine devam ediyorlar. Bebeğiniz bu haftadan itibaren gözlerini açıp kapama hareketleri yapmaya başlayacak.
         

Bebeğiniz bu haftanın sonunda yaklaşık 950 gram olacak. Ancak sizin ve eşinizin yapısal özelliklerine göre bu 650 gram kadar düşük olabileceği gibi, 1500 gram kadar yüksek olabilir. Eğer bebeğinizin ölçüleri bu haftada "biraz düşük" gibi görünüyorsa hemen endişelenmeyin. Bu konuda doktorunuzun size önerdiklerine (sol yana yatarak bol bol istirahat etme, belli gıdaları daha fazla tüketme gibi) mutlaka uyun.

Belli bir süre sonunda yapılan ölçümlerde büyük ihtimalle bebeğiniz sizin arzu ettiğiniz kiloya ulaşacaktır.

Yine de tüm bebeklerin aynı kiloda doğmadıklarını, sağlıklı doğan bebeklerin doğum kilolarının 2500-4000 gram gibi geniş bir yelpazede yer alabildiğini unutmayın.

27 haftalık gebelik           İri bebek, ya da düşük kilolu bebek tanısı genelllikle seri ölçümlerle konur.Bu seri ölçümlerde bebeğin belli bir zaman dilimi içerisinde ne kadar kilo aldığı belirlenir. Yandaki ultrason resminde bebeğin karın çevresi kesitini görüyorsunuz. Hemen kalbin altından yapılan ve karaciğerin büyük kısmını içine alan bu kesit, bebeğin tahmini kilosunun belirlenmesinde çok önemlidir.

Doğmamış bebekler gülerler mi?,ağlarlar mı?, gözlerini sık sık açarlarmı?


Dört boyutlu ultrasonografi teknolojisi bizlere bebeklerin rahim içi dünyasına ait çok kıymetli bilgiler vermeye devam etmektedir.
Gülme bebeğin mutluluğuna mı işaret ediyor bilinmez ama bebekler doğduktan sonra gülme mimiklerini 6. haftadan önce pek göstermezler. Göz açıp kapama ise rahim içinde ender olarak yapılan bir harekettir.

Bu haftanın sonunda bebeğinizin boyu yaklaşık 35 cm. ve ağırlığı yaklaşık 950 (650-1500) gram!

HAFTANIN ÖNERİSİ
Üçüncü trimesterin sizin açınızdan en önemli özelliği vücudunuzda bundan böyle doğuma ve emzirmeye hazırlık yönünde değişiklikler olacağıdır. Rahiminizin büyümesi ve çatı kemiklerinizin doğum kanalınızı oluşturmaya yönelik olarak birbirinden ayrılmaya başlaması size özel bir yürüyüş tarzı ortaya çıkarabilir. Belinizi korumaya yönelik önerileri bu haftalarda daha da dikkatli uygulamalısınız.

Bebek ise hızla kilo almaya devam etmekte ve kendi eksiklerini "size hiç sormadan" sizden karşılamaktadır. Bebeğin bu haftalarda en çok ihtiyaç duyduğu maddelerden biri olan kalsiyum, eğer sizin gıdalarla günlük alımınız yeterince karşılanmazsa kemiklerinizdeki depolardan karşılanacaktır. Yine bebeğin ve sizin alyuvarlarınızın yapımında yer alan demir ihtiyacı gıdalarla ve doktorunuzun verdiği takviye ilaçlarla yeterince karşılanmazsa bebeğiniz kendi kan hücrelerini oluşturacak ancak sizi kansız bırakacaktır.

Demir ve kalsiyum yanında üçüncü trimesterin en önemli ihtiyaçlarından biri de bebeğin bu haftalarda hızlanmış olan beyin dokusu yapımında bolca kullanılan Omega-3 yağ asidi adı verilen maddedir. Omega-3 yağ asidi alımının bazı bilimsel çalışmalarda erken doğum ve preeklampsi gibi gebeliğe bağlı sorunların ortaya çıkma olasılığını da azalttığı bulunmuştur. Bu madde soya fasülyesi ve ceviz gibi bitkisel kaynakların yanında balıkta bol miktarda bulunmaktadır. Bu haftalardan itibaren balık eti tüketiminizi artırmanızda fayda vardır.

Balık eti Omega-3 maddesi içermesi yanında kalorisi düşük bir gıdadır ve fosfor, çinko, demir, selenyum ve bakır gibi vücudun sağlıklı çalışması ve bebeğin sağlıklı büyümesi için gerekli maddeleri de içermektedir.

Balık deyince çoğu anne ve baba adayının aklına hemen civa adı verilen zehirli madde gelebilir. Basında zaman zaman anne adaylarının balık tüketmemesi veya az balık tüketmesini öğütleyen yazılar yer alabilmektedir. Bu yazılar kısmen doğrudur: Civa içeriği yüksek olan balıklar genellikle kılıç balığı, köpek balığı, ton balığı (konserve olanı değil, taze olanı) gibi büyük balıklardır ve bizim ülkemizde bulunan balıklardan (aksi resmi olarak ilan edilmediği sürece) haftada bir veya iki porsiyon tüketilmesi civa zehirlenmesi yaratmaz. Konserve ton balığını ekstra bir önlem olarak ayda bir kez tüketmeniz faydalı olabilir.

Deniz ürünleri açısından şanslı olan ülkemiz elbette kabuklu deniz ürünleri açısından da zengindir. Midye, karides gibi bu ürünlerin çiğ olanları hepatit A ve kolera gibi hastalık riskleri taşıyabildiğinden önerilmemekte, iyice kızartılmış şekilde yenmesinde ise bir sakınca bulunmamaktadır.

Internet diliyle bu haftanın özeti:
Bebeğin yüklenmesi %66 tamamlandı ve kalan tahmini süre 13 hafta. Yüklenme hızı ise sabit ve bu hızı artıramazsınız, ancak sürekli sorunlara odaklanarak hızı düşürebilirsiniz.
Bebeğiniz kendi kendine yüklenmeye devam ederken ona göz kulak olmaya devam edin, ancak diğer işlerinizi de sürdürün.

28. GEBELİK HAFTASI
BU HAFTA SİZDE OLUŞAN DEĞİŞİKLİKLER

 

Üçüncü trimesterde ikinci trimesterde olduğunuz kadar rahat olamayabilirsiniz. Bacak krampları, basur, varisler, kaşıntılı cilt çatlakları, bel ağrıları, ayağınızda şişmeler, mide yanması, hazımsızlık bu trimesterde nispeten daha sıktır. Bu belirtilerin hemen tümü çeşitli şekillerde tedavi edilebilir. Doktorunuza danışın.
Bu haftalarda eşinizin masaj yapması  sizi oldukça rahatlatabilir.       

Kış dönemi gripal enfeksiyonlara duyarlılığın arttığı bir dönem olmakla beraber "soğuk algınlığı" her mevsimde ortaya çıkabilir.

Bağışıklık sistemini güçlendirici bir madde olan C vitaminini içeren çilek, portakal suyu, kivi ve brokkoli gibi gıdaları (mevsimine göre) bolca tüketmelisiniz.

Gebelik döneminde grip aşısı bir zorunluluk olmamakla beraber bu aşıyı olmanızda bir sakınca bulunmamaktadır. Bu aşının içerdiği virüsler geçen senenin en salgın olan virüslerinin zayıflatılmış şekilleridir.

 

DOĞRUSUNU ÖĞRENELİM

Şu sıralarda oldukça gündemde olan "kordon kanı (kök hücre) saklanması" sizin de kafanızı karıştırıyor olabilir. Aslında kordon kanı içinde bulunan kök hücrelerinin saklanması oldukça uzun zamandan beri uygulanmaktadır. Yeni olan, ailelerin kendi istekleriyle, belli bir ücret karşılığında, bebeklerinin kordon kanlarını saklayabilmelerini sağlayan özel kuruluşların ortaya çıkmış olmasıdır.

Bebek doğduktan sonra ondan geriye kalan göbek bağı ve plasentanın içinde bulunan bebeğe ait kan, kök hücre adı verilen hücreler içerir. Bu hücrelere kök hücre adı verilmesinin nedeni bunların vücudun tüm organlarına ait hücrelerin kökenini oluşturmalarıdır. Embriyo döneminde farklılaşarak vücudun organlarını oluşturan bu hücreler biz yetişkinlerde de bulunmakla birlikte embriyonal dönemden henüz yeni çıkmış bebeğinizde bolca bulunurlar.

Kordon kanı bankaları doğumda doktorun bebeğin doğmasından sonra aldıkları kanı karbondiyoksit gazı kullanarak oldukça düşük ısılarda özel odalarda mühürlenmiş torbalar içinde saklarlar. Şu an için (2006) kordon kanı bankaları bu kanları 16 sene boyunca saklayabileceklerini söylemekle birlikte bazı kordon kanı bankaları ömür boyu saklayabileceklerini belirtmektedirler.

Kordon kanı bankaları genellikle ilk saklama için sizden bir ücret talep eder, sonra da çok daha düşük bir ücreti yıllık saklama için alırlar. Kordon kanı bankaları yurtdışında olduğu gibi, ülkemizde de mevcuttur.

Eğer bebeğinizin kordon kanını saklatma konusunda doktorunuza danışırsanız çok farklı cevaplar alabilirsiniz. Bazı doktorlar bunun tamamen gereksiz olduğunu düşünürken, bazıları ilerideki tıbbi gelişmelerin bu hücreleri oldukça kıymetli hale getireceği görüşünü savunabilirler. Bir Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı olarak konuyu oldukça araştırmış olmama rağmen malesef benim de kesin bir görüşüm oluşamamıştır. Konunun tıbbi boyutu yanında ekonomik yükü de olduğundan aileler bu gerçeğe göre hareket etmeliler ve doktorun görüşünden bağımsız bir şekilde kendileri karar vermelidirler.

BU HAFTA BEBEĞİNİZDE OLUŞAN DEĞİŞİKLİKLER
          Bebeğiniz inanılmaz bir hızla büyümeye devam ediyor. Kaşları ve kirpikleri çoktan oluştu, saçı uzamaya devam ediyor. Gözler tümüyle işler durumda. Bebeğiniz yağ depolarını oluşturmaya başladı ve ağırlığının %2-3'ü yağ dokusu depolarından oluşuyor. Rengi nedeniyle kahverengi yağ dokusu adı verilen bu depo doğduktan sonra bebeğinizin vücut ısısını ayarlamada önemli görevler üstlenir.

Akciğerler solunum yapabilme özelliklerini kazandılar ancak bu gebelik haftasında doğan bebeklerde surfaktan adlı maddenin yetersiz olması nedeniyle solunum problemleri oluşabilir.
Ultrasonografi saç gibi ince yapıları gösteremez.

Doktorunuz size son yaptığı kontrolde "bebeğinizin ters durduğunu" söylemiş olabilir. Bu gebelik haftasında bebeklerin yaklaşık yarısı "ters" dururlar. Yani "normal" bebek duruş pozisyonu olan baş aşağı durmak yerine rahim içinde "otururlar". Makat geliş adı verilen durum, bebeğin doğum kanalına makatıyla gireceğini, yani bebeğin ilk doğan kısmının baş değil makat olacağını tarif etmek için kullanılan bir terimdir. Endişelenmeyin, bebeğiniz bu haftalarda yeri bol olduğundan sık sık "karar değiştirir". Miyadına gelindiğinde makat gelişi olasılığı yanlızca %4'tür
         

Bazı anne baba adayları ise bebeklerinin ultrasonografide baş aşağı durmasını henüz daha bu haftada "doğum pozisyonu" aldığından bir endişe kaynağı haline getirebilirler.

Bu haftalarda duruş pozisyonu belli bir anlam taşımaz, yalnızca bebeğinizin o anki tesadüfi pozisyonunu yansıtır.

Bebeğin baş aşağı pozisyonda duruyor olması onun erken doğacağı anlamını taşımaz...

Bu arada: Bebeğinizle konuşun, artık sesinizi (baba adayının da) tanıyor...

Bu haftanın sonunda bebeğinizin boyu yaklaşık 36 cm. ve ağırlığı 1050 (750-1680) gram!

HAFTANIN ÖNERİSİ

Yorgunluk, gebelikte ortaya çıkan belirtiler arasında muhtemelen en sık ve hemen tüm anne adaylarında görülenidir. Yorgunluğu aslında belirti değil uyarı olarak algılamak daha doğrudur. Gebeliğin ilk haftalarında ortaya çıkan yorgunluk ve uykuya eğilim ikinci trimesterde ortadan kalkmışken bu haftalardan itibaren kendini yine göstermeye başlar ve sizi bedeninize daha çok özen göstermeniz gerektiği yönünde uyarır.

İşte size yorgunlukla başa çıkma önerileri:

    İster ev hanımı olun, ister çalışıyor olun fırsat buldukça istirahat etmeye ve "kestirmeye" çalışın.
    Kendi kapasitenizi aşan veya yapmak istemediğiniz şeylere "hayır" demeye özen gösterin.
    "İşkoliklik" gebelik döneminin kalitesiz geçmesine önemli katkılarda bulunur. Daha fazla çalışmanızın size getireceklerini ve sizden götürdüklerini tartın ve bunu yaparken bebeğinizi de hesaba katın.
    Düzenli egzersizlere veya en azından günlük yürüyüşlere devam edin.
    Beslenmenize özen göstermeyi sürdürün. Aşırı karbonhidratlı ve yağlı yiyecekler sizin aşırı kilo almanıza neden olabileceği gibi sindirim sisteminizin fazladan çalışmasına neden olarak sizi yorar.
    Ruhsal stresten uzak durun. Gebelik dönemi ve bebeklerle ilgili olumsuzluk çağrıştıran yayınlardan, yazılardan ve kişilerden uzak durun.
    Uyku saatlerinizi iyi düzenleyin.

29. GEBELİK HAFTASI
BU HAFTA SİZDE OLUŞAN DEĞİŞİKLİKLER
    Gebelik haftanız ilerledikçe daha önce hiç yaşamadığınız sorunlarla karşılaşabilirsiniz. El parmaklarınızdaki ödem bu haftalardan itibaren ellerinizi yumruk yapmanızı zorlaştırabilir ve bu arada yüzüklerinizin dar geldiğini farkedebilirsiniz. Yüzükleriniz parmaklarınızdan çıkamaz duruma gelmeden önce onları çıkarın ve kaldırın.
Ellerde ve yüzdeki şişmeler çok aşırı oluyorsa mutlaka doktorunuza danışmalısınız.
Bacaklarınızda kasılmalar ve kramplar hissederseniz bu sizin mutlaka kalsiyumu az aldığınız anlamına gelmemektedir. Magnezyum-kalsiyum dengesizliği de aynı sorunlara neden olabilir. Doktorunuza danışarak magnezyum takviyesi alabilirsiniz.
Egzersiz yapıyor musunuz? Daha önceden alışkın değilseniz asla kendinizi yoracak egzersizler yapmayın.
Yürüme, yüzme ya da jogging, gebelik için en iyi egzersizlerdir.
Yüzme bir sorun olmadığı sürece gebeliğin sonuna kadar devam ettirilebilir. Yüzeceğiniz havuzun temiz olduğundan emin olmalı (burnunuza klor kokusu gelmelidir), denize giriyorsanız girdiğiniz denizin belediye tarafından bakteriyolojik kontrollerinin yapıldığından emin olmalısınız.

DOĞRUSUNU ÖĞRENELİM         
Meme dokusu prolaktin adı verilen bir hormon sayesinde süt üretir ve üretilen bu süt, aynı zamanda rahim kasılmalarını da sağlayan oksitosin adı verilen bir hormon sayesinde süt kanallarında ilerler.

Prolaktin hormonu salgılandıkça yumurtlama olgusunu da baskılar ve bu nedenle emziren annelerde belli bir süre yumurtlama olmaz.

Yumurtlama devre dışı olduğu sürece normal şartlarda adet kanaması da olmaz.

Prolaktin hormonu gebe olunmayan dönemlerde kanda düşük seviyelerde olduğundan süt üretimi olmaz. Gebelik başlar başlamaz kanda seviyesi artan bu hormon gebeliğin erken haftalarından itibaren meme dokusunda süt üretimini başlatır ve bu üretilen süt doğum sancılarının yani rahim kasılmalarının başlamasını sağlayan oksitosin hormonu salgısı başlayana kadar kanallarda bekler.

Doğum sancısı çekmeye başlamadan sezaryan ile doğum yapan annelerde süt salgısının birkaç saat gecikmesinin nedeni işte bu oksitosin hormonu salgısının başlamamış olmasıdır. Bu annelerde oksitosin bebek doğduktan ve plasenta çıktıktan sonra kanamayı azaltmak amacıyla rahimin kasılmasına hizmet etmek üzere salgılanır ve süt salgısı gecikmeli de olsa mutlaka başlar. Emzirmenin kendisi de oksitosin hormonu salgısını kat kat artırır. Bazı annelerin emzirirken rahimlerinde ağrı hissetmesinin nedeni emzirmenin oksitosin hormonu salgısını artırması ve bu hormonun rahimin kasılmasını sağlamasıdır.

Bazı anne adaylarında bu haftalarda dahi kanallarda beklemekte olan süt akabilir. Bu bir erken doğum işareti olarak kabul edilmemektedir. Memeucu uyarısının süt salgısını artırıcı ve aynı zamanda oksitosin hormonu salgısını artırarak rahimde kasılmaya neden olabilen etkileri nedeniyle süt gelip gelmediğini kontrol etmek amacıyla asla meme uçları sıkılmamalıdır.

İnsan sütünün en mükemmel özelliklerinden biri de sütün içerdiği maddelerin çeşitliliği ve miktarlarının gebelik haftasına göre farklı olmasıdır. Bu, bebek erken doğduğunda premature bebeğin farklı ihtiyaçlarını karşılamak açısından son derece önemlidir.
          Anne sütünün aynı zamanda ait olduğu bebeğe özgü özelliklerinin de bulunduğu tahmin edilmektedir. Bu nedenle anne sütünü bire bir taklit etmek hemen hemen imkansız gibidir.

BU HAFTA BEBEĞİNİZDE OLUŞAN DEĞİŞİKLİKLER

Bu gebelik haftalarında doğan bebeklerin sayısı arttıkça prematüre bebekler ile ilgili bilgiler de artıyor. Bilimsel çalışmalar bu haftada doğmuş bir bebeğin ses, tat ve koku gibi algılarının tümüyle ışık algısının ise kısmen gelişmiş olduğunu gösteriyor.        

Bu hafta bir gelişme de bebeğinizin bağışıklık sistemi ile ilgili.

Bu haftaya kadar tümüyle sizden gelen yardımla yürüyen "beden savunması"na bebeğin kendi gelişen savunma sisteminin yardımı da eklenmeye başlandı.

Ancak her ne kadar bebeğiniz doğduğunda nispeten gelişmiş bir bağışıklık sistemine sahip olsa da özellikle sütünüzle ona geçen antikorlar (yabancı hücreleri vücuttan uzaklaştıran "silahlar") onu birçok enfeksiyondan koruyacak.

Plasentanın size ait olan yüzünde bebeğin kordon kanıyla gelen artık maddeler temizlenmekte, bebeğinize besin ve enerji maddeleri gönderilmekte, bebekten gelen oksijeni tüketilmiş kan, oksijenden zengin hale getirilmektedir. Yani plasentanız "bebeğinizin hem akciğeri, hem karaciğer ve böbreği, hem de sindirim sistemidir". Doğumda kordon kesilir kesilmez, o ana kadar nispeten atıl durumda olan organlar hemen çalışmaya başlar ve ilk ağlamayla bebeğinizin akciğerleri ilk kez havayla dolar. Plasentanızın da işlevi böylece son bulur.

Bu haftanın sonunda bebeğinizin boyu yaklaşık 38 cm. ve ağırlığı 1300 (900-1900) gram!

HAFTANIN ÖNERİSİ

Sağlık mevzuatındaki değişiklikler sayesinde Emekli Sandığı ve SSK'ya bağlı anne adaylarına da genellikle ekstra bir ücret ödemeleri koşuluyla özel hastanelerde doğum yapma imkanı sunulmaktadır. 2004 yılının sonunda başlayan ve henüz yeni olan bu uygulama her an değişikliklere uğrayabileceğinden konuyla ilgili güncel bilgileri kurumların internet sitelerinden öğrenmelisiniz.

Özel bir hastanede doğum yapacaksanız beklenmedik bir faturayla karşılaşmamak için bazı noktaları göz önünde bulundurmalı ve dikkatli olmalısınız:

    Doktorunuz hastanenin kadrolu doktoru değilse hastanenin "doktor hariç" fiyatını hem normal doğum hem de sezaryan için ayrı ayrı (KDV dahil fiyatını) öğrenin. Doktorunuz hastanenin kadrosundaysa size verilen fiyat doktor dahil fiyat olacaktır.
    Epidural anestezi, ağrı pompası (sezaryan sonrası ağrıyı kesmede oldukça etkili bir alettir), sezaryan esnasında doktorunuza yardımcı olacak "asistan doktor", standart dışı oda, pakete dahil olan yatış günü sayısından daha fazla yatış süresi (pakete dahil süre bazı hastanelerde normal doğum için 1, sezaryan için 2 gün, bazılarında ise birer gün daha fazladır) ekstra ücretlendirilir.
    Sezaryan esnasında uygulanan ekstra prosedürler (tüplerin bağlanması, miyom veya yumurtalık kisti operasyonu ve hatta eski bir ameliyat nedbesinin düzeltilmesi bile) çoğu hastanede ayrıca ücretlendirilir.
    Hastaneler fiyatlarını TTB (Türk Tabipler Birliği) tarafından açıklanmış fiyat listesine göre belirlerler. TTB fiyatları hastaneler tarafından uygulanacak en düşük fiyatlardır ve bazı hastaneler "TTB uygularken" bazıları TTB'nin katlarını uyguluyor olabilirler. TTB fiyatları ocak ve temmuz aylarında yeniden düzenlenir.
    Bazı hastaneler "bebek paketi" adı altında ekstra bir ücret talep ederler. Bu ücret çocuk doktoru muayenesi, bebeğe yapılan rutin kan incelemeleri, bebek hemşiresi bakımı ve bazı yerlerde bebeğe uygulanan kalça ultrasonunu (bu inceleme son yıllarda doğuştan kalça çıkığının erken tanısı için uygulanmaktadır, hiç bir risk faktörü olmayan bebeklere rutin olarak yapılmasının gerçekten gerekli olup olmadığı henüz tartışmalıdır. Eğer ailede doğuştan kalça çıkığı öyküsü varsa veya bebek makat gelişi ile doğmuşsa yapılması faydalı olabilir) içerir. Bebek paketi ücreti bazı hastanelerde oldukça yüksek olabilmektedir.
    Bebekte veya sizde beklenmedik bir sorun çıktığında yapılan incelemeler, uygulanan tedaviler ve hastanede fazladan kalınan günler ayrıca ücretlendirilir.

30. GEBELİK HAFTASI
Bir anne adayı için en iyi yatış pozisyonu sol yandır.

 

Vücuttaki kanı kalbe geri taşıyan ana toplardamarlar karnınızda sağ tarafta bulunduklarından sola dönük yatış pozisyonu bu büyük damarlara en az bası olmasını ve böylece organlardan kalbe kan dönüşünün mükemmel bir şekilde devam etmesini sağlar. Bu şekilde uyumakta zorlanırsanız karnınızın altına bir yastık koyun.

Mideden yemek borusuna asit kaçağı ("reflü") nedeniyle mide yanması sorunu olan anne adayları yemekten hemen sonra uzanmaktan kaçınmalıdırlar. Simit, poğaça, asitli içecekler, midenin aşırı doldurulması ve bazı durumlarda yenilen herşey yanma sorunu ortaya çıkarabilir. Yatarken vücudun üst kısmının alt kısma göre hafifçe yüksekte tutulması (başın altına konan ek yastıklarla) mide asidinin yemek borusuna kaçmasını engellemede faydalı olabilir. Yemek borusu ile mide arasında bulunan kapak normalde tek yönlü çalışır. Mide yanması yaşıyorsanız bu sizin mide asidinizin yemek borunuzu tahriş ettiğini gösterir.

Yemek borusu asitlere karşı koruması olmayan bir yapıdır ve mideniz yandıkça bu bölgede kalıcı değişiklikler oluşabilir.

Bu nedenle mide yanması sorununuzu aldığınız önlemlerle gideremiyorsanız doktorunuzun önerdiği "asit kaçağını önleyici" ilaçları mutlaka kullanmalısınız.
DOĞRUSUNU ÖĞRENELİM
         

İnsanoğlunun gebelik süresi diğer canlıların çoğuna göre daha uzun olabilir ancak yine de bebeğiniz bu diğer canlılara göre birçok yetenekten yoksun bir şekilde dünyaya gelir. Memeli hayvanların çoğu doğumdan sonra annelerinin memelerini dakikalar içinde kendileri bulur ve direkt emmeye başlarlar. Yanlış emme veya emmeme gibi sorunları yoktur, böyle bir lüksleri de yoktur. Bildiğimiz kadarıyla gaz (kolik) sorunu da yaşamazlar, bu onların ayakta emmeleriyle ilgili olabilir. Yürüme, tehlikeyi algılayabilme, kendini koruyabilme, iletişim kurabilme, kendi besinlerini bulma, cinsellik ve diğer birçok beceri ya doğumda çoktan kazanılmıştır veya kısa zamanda gelişir.

Daha alt sınıf canlılarda rahim içinde kazanılan birçok özellik insanda doğduktan uzun süre sonra kazanılır.

Bunun bizlere getirdiği en önemli kazançlardan biri, size 9 Ay 10 gün ne kadar uzun gelse de, gebelik süresini kısaltmaktır. Bu özellikleri kazanmak için bebeklerimiz rahim içinde kalmaya devam etselerdi gebelik yıllar sürerdi. Size yine de halen yıllar sürecekmiş gibi gelen bu süre aslında insan gibi mükemmel bir canlının oluşabilmesi için gerekli en az süredir ve daha da kısaltılması olağan görünmemektedir. İnsanoğlunun rahimiçinde geçirdiği gelişim süreci yani gebelik süresi muhtemelen evrim süreci boyunca giderek kısalmış ve ancak bu seviyeye kadar inebilmiştir. Çok ileride eğer "yeni versiyonlarımız" ortaya çıkarsa belki gebelik süresi kısalabilir.

          Bebeğinizin cildinde erken dönemlerde ortaya çıkan ve lanugo adı verilen ipeksi tüyler yavaş yavaş kayboluyor. Bebeğiniz göz kapaklarını düzenli olarak açıp kapatıyor.

Kemik iliği artık kan yapma işini yavaş yavaş karaciğerden devralmaya başladı

"Bebeği emzirmek..."

Anneler bebeklerine ilk gördüklerinde aşık olurlar (babalar da öyle) ve acıkmış bir şekilde meme arayan bebeklerini içgüdüsel olarak hemen emzirmeye başlarlar. Evet, emzirmek içgüdüseldir, ancak siz yine de emzirme sorunları yaşamamak için hazırlıklara şimdiden başlayın.

Bu haftanın sonunda bebeğinizin boyu yaklaşık 39 cm. ve ağırlığı 1400 (1000-2080) gram!